<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>Cilt 06, Sayı 2 (2017)</title>
<link>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/13935</link>
<description/>
<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:03:46 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-04-23T07:03:46Z</dc:date>
<item>
<title>Nitrat İndirgenmesinde Nano Ölçekli Sıfır Değerlikli Demir (nZVI) Kullanımı</title>
<link>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14080</link>
<description>Nitrat İndirgenmesinde Nano Ölçekli Sıfır Değerlikli Demir (nZVI) Kullanımı
TÜRK, Hande; HANAY, Özge
Nitrat yeraltı ve yüzeysel sulardaki kirletici unsurlardan biridir ve bu nedenle nitrat indirgenmesinde şimdiye&#13;
kadar birçok farklı proses araştırılmıştır. Biyotik ve abiyotik olarak gerçekleştirilen nitrat indirgenmesinde çok&#13;
çeşitli alternatifler mevcuttur. Bir diğer yönden nano ölçekli sıfır değerlikli demir (nZVI) atıksulardaki birçok&#13;
kirleticinin giderimi için kullanılmaktadır. nZVI elektron verici özelliğinden dolayı daha çok kirleticilerin&#13;
indirgenme çalışmalarında yer almıştır. Literatürde yer alan çalışmalar biyotik ve abiyotik indirgenmenin arka&#13;
arkaya gerçekleştiği nZVI ile ototrofik denitrifikasyonun, bakteri-nZVI iş birliğinden dolayı diğer yöntemlere&#13;
göre daha avantajlı olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada da nitrat indirgenmesinde nZVI kullanımının rolü,&#13;
avantajları ve indirgenme mekanizması, yapılan araştırmalardan derlenerek sunulmuştur.
</description>
<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14080</guid>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Türkiye’de Biyogaz Üretimi İçin Başlıca Biyokütle Kaynakları</title>
<link>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14079</link>
<description>Türkiye’de Biyogaz Üretimi İçin Başlıca Biyokütle Kaynakları
ŞENOL, Halil; ELİBOL, Emre Aşkın; AÇIKEL, Ünsal; ŞENOL, Merve
Biyokütle, biyolojik olarak elde edilebilecek enerji potansiyeline sahip olan bir enerji kaynağıdır. Biyokütle her&#13;
durumda oluşması ve tükenmez bir enerji kaynağı olması bakımından çok önemli bir değere sahiptir. Biyokütlenin&#13;
enerji potansiyeli yenilenebilir enerji statüsünde yer aldığından, bu enerjinin tükenme riski yoktur. Dünya&#13;
nüfusunun hızla artması enerji ihtiyacının da hızla artmasına neden olmuştur. Dünyamızın enerji kaynaklarının&#13;
kullanımının % 86’ lık kısmını petrol, kömür ve doğal gaz oluşturmaktadır. Yenilenebilir enerji kullanım oranı&#13;
yaklaşık % 2,7’ dir. Bu % 86’ lık kısım tükenmekte olan enerji rezervlerinden oluşmaktadır. Bu nedenle&#13;
yenilenebilir enerji kaynakları iyice değerlendirilmeli ve bu enerji kaynaklarının kullanımı artırılmalıdır. Biyogaz&#13;
yenilenebilir enerji kaynakları arasındaki büyük öneme sahip bir enerji kaynağıdır. Ülkemiz biyogaz üretimi için&#13;
oldukça fazla biyokütle kaynaklarına sahiptir. Bu çalışmanın amacı ülkemizde biyogaz için mevcut olan özellikle&#13;
organik atıklardan oluşan biyokütle kaynaklarının belirlenmesinden oluşmaktadır.
</description>
<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14079</guid>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Biyosensörler ve Nanoteknolojik Etkileşim</title>
<link>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14078</link>
<description>Biyosensörler ve Nanoteknolojik Etkileşim
TÜYLEK, Zülfü
Bilim dünyası tarafından geliştirilen teknolojinin ışığında, doğadaki olaylar moleküler boyutta inceleme olanağı&#13;
kazanmıştır. Bilim dünyasının gelişen olayları giderek daha küçük boyutta gözlemleme ve tanımlama imkânına&#13;
kavuşması, fizyolojinin ve patolojinin moleküler temellerinin aydınlatılmasını sağlamıştır. Araştırmacılar,&#13;
moleküler düzeyde biyolojik işlevlere müdahale etme imkânlarını araştırmaktadır. Günümüz bilim dünyasındaki&#13;
en yeni kavramlardan biri olan biyosensörler, insan sağlığına yeni bir sıçrama imkânı getirmektedir. Bu&#13;
biyosensörler, biyolojik sistemler ile birleştirilen sensör sistemlerini kapsar. Bu biyosensörler iki ana bölümden&#13;
oluşur. Bunların birincisi biyolojik algılayıcı elemandır. Diğeri ise fizikokimyasal dönüştürücüdür.&#13;
Yaşam ortamında meydana gelen değişiklikleri algılama ve bunlara cevap verme işleyişi, biyosensörlerin&#13;
gelişiminin temelini oluşturmuştur. Mikroelektronikteki son gelişmeler ve biyolojik moleküllerin olağanüstü&#13;
duyarlılıktaki yanıt verme kapasitelerinin keşfedilmesi, biyosensör teknolojilerinin hızla gelişmesine neden&#13;
olmuştur. Nanoteknoloji, tıbbi görüntüleme, farmakoloji, mikrobiyoloji, yara iyileşmesi, dokuların yenilenmesi,&#13;
bazı kronik hastalıkların tedavisi, aşı ve genetik alanında uygulamaya girmiştir. Nanoteknolojik ürünler; hızlı&#13;
teşhis ve tanı işlemlerini gerçekleştirmek, kanserin erken safhasında tanılanması, patojenlerin belirlenmesi,&#13;
detaylı görüntüleme ve enfeksiyonların önlemesi için fayda sağlamaktadır. Sonuç olarak; tıp, eczacılık, gıda&#13;
güvenliği, çevre kirliliği, askeri uygulamalar gibi çeşitli alanlarda kullanılmak üzere farklı tipte biyosensörler&#13;
geliştirilmiştir. Bu derlemede, tıbbi ölçüm ve analizlerde kullanılan biyosensörlerin özellikleri belirlenmiş ve&#13;
literatür de yer alan farklı özelliklere göre sınıflandırmalara yer verilmiştir.
</description>
<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14078</guid>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Myriophyllum spicatum’un Süperoksit Dismutaz Enzim Aktivitesi, Lipid Peroksidasyonu ve Hidrojen Peroksit Seviyesi Üzerine Nano ve Mikro Bor Partiküllerinin Etkisi</title>
<link>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14077</link>
<description>Myriophyllum spicatum’un Süperoksit Dismutaz Enzim Aktivitesi, Lipid Peroksidasyonu ve Hidrojen Peroksit Seviyesi Üzerine Nano ve Mikro Bor Partiküllerinin Etkisi
DAĞLIOĞLU, Yeşim; TÜRKİŞ, Sevda
Bitkiler, karşılaştıkları stres faktörleri karşısında antioksidan enzim savunması ile karşılık verir. Bu enzimlerden&#13;
birisi süperoksit dismutaz (SOD) olup süperoksit radikalini yok etmeden sorumludur. Lipid peroksidasyonu,&#13;
reaktif oksijen türlerinin (ROT)’nin membranın lipid tabakasının peroksidasyonu sonucu olarak hücre membran&#13;
sistemlerinde metabolik değişikliklere yol açan oksidatif hasarlardır. Bu çalışmada, Myriophyllum Spicatum 72&#13;
saat boyunca nano ve mikro B partiküllerinin 50, 100 ve 200 ml-1 konsantrasyonlarında maruz bırakılmıştır.&#13;
Yapılan istatistik çalışmasında, kontrol grubuna göre nano ve mikro B partiküllerinin MDA, SOD, H2O2 değerleri&#13;
açısından tüm maruz kalan gruplarda önemli farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p&lt;0.01). Genel olarak, H2O2,&#13;
MDA ve SOD enzim aktivitesi nano borda mikro bordan daha yüksek ölçülmüştür. Ayrıca, Myriophyllum&#13;
spicatum membranları genel olarak nano ve mikro B partiküllerinden zarar görmemiştir sadece, nano B’un 50 mg1 konsantrasyonunda düşük seviyede membran hasarı gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre nano bor partikül&#13;
toksisitesinin mikro bordan daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, nano borun düşük konsantrasyonlarda daha&#13;
toksik olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar nanopartiküllerin yoğun konsantrasyonlarda agregasyon oluşturması ve&#13;
bundan dolayı hücre içerisine alımının daha az olması şekilinde tahmin edilir.
</description>
<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/14077</guid>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</channel>
</rss>
