<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Cilt 02, Sayı 1 (2020)</title>
<link href="http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15253" rel="alternate"/>
<subtitle/>
<id>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15253</id>
<updated>2026-04-23T06:52:02Z</updated>
<dc:date>2026-04-23T06:52:02Z</dc:date>
<entry>
<title>Şerʻî Naslar Konusunda, Cumhûr ile Hanefîler Arasındaki Tearuz Sorununu Giderme Yolları</title>
<link href="http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15303" rel="alternate"/>
<author>
<name>Doğmaç, Cevat</name>
</author>
<id>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15303</id>
<updated>2024-06-03T07:55:16Z</updated>
<published>2020-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Şerʻî Naslar Konusunda, Cumhûr ile Hanefîler Arasındaki Tearuz Sorununu Giderme Yolları
Doğmaç, Cevat
Haberler arasındaki tearuz problemini çözme konusu, nasların anlaşılması ve amele konu edilmesi açısından önemli bir husustur. Bu nedenle, tearuz ve mütearız haberler ile bunun çözüm yolları meseleleri geçmişten beri ulemanın zihnini meşgul edegelmiştir. Bu konuyu ele alan çalışmalarda, tearuzu giderme hususunda cumhur ile Hanefi mezhebi arasındaki yöntem farklılığına dikkat çekilmiştir. Bu çalışmada ise cumhur ve Hanefiler arasında genel kabul görmüş ihtilafa farklı bir şekilde yaklaşılmakta ve Hanefi menhecinin cumhurunkinden farklı olmadığı tezi savunulmaktadır.
</summary>
<dc:date>2020-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Kur’ân ve Bazı İslam Âlimleri Açısından Yaratılış ve Evrimci Görüş</title>
<link href="http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15301" rel="alternate"/>
<author>
<name>Özdemir, Ahmet</name>
</author>
<id>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15301</id>
<updated>2024-06-03T07:52:00Z</updated>
<published>2020-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Kur’ân ve Bazı İslam Âlimleri Açısından Yaratılış ve Evrimci Görüş
Özdemir, Ahmet
Fikir düzeyinde konuyu ele aldığımızda evrimci görüş; ya da Darvinizm, batılı bilim adamları tarafından ortaya atılmış bir konu değildir. Darwin, onun dedesi ve Lamarck ile anılan evrimci görüş, esas olarak İslâm âlimleri tarafından farklı yönde ele alınmış ve tartışılmış bir konudur. İslâm düşünürleri, “irtika”, “tecdîd”, “istihâle”, “akıcı hikmet”, “ilahi hikmet” ve “ilahi inayet” gibi ifadelerle yaratılış kapsamında evrimi çok daha önceleri ele almışlardır. X. yüzyıldan sonra ortaya çıkan İhvânu’s-Safâ ve İbn Miskeveyh (ö.1030), Şehristanî (ö.1153) ve Bağdadî (ö.1166) gibi bazı İslâm düşünürlerinin, “ana türlerden türeyen yan türlerin meydana gelmesi” şeklinde evrim hakkındaki görüşleri, her ne kadar günümüz evrimci görüş tarafından bütün canlıların bir ana canlıdan (ortak ata) türediğini göstermek için oluşturulan soy ağacını hatırlatsa da esas olan yaratılışın bir özelliği olarak ortaya konulmaktadır. Bu yönüyle İslâm düşüncesindeki evrim anlayışı ile XIX. Yüzyılda Batı dünyasında ortaya çıkan evrim anlayışı birbirlerinden ayrılmaktadır. XIV. Yüzyıla gelindiğinde ise, o dönemin İslâm âlimlerinden meşhur İbn Haldun tarafından yine yaratılış ve evrim konusunun ele alındığını görmekteyiz. İbn Haldun’un evrim ile ilgili görüşlerini ele aldığı Mukaddime isimli eseri, XIX. Yüzyılda batı dillerine çevrilince İbn Haldun ve eseri bütün dünyaca tanınır hale geldi. Birçok alanın öncüsü olarak kabul edilen İbn Haldun, öyle anlaşılıyor ki, evrimci görüşü ile de Batı dünyasındaki evrimcileri etkilemiştir. Dolayısıyla Lamarck, Darwin, Wallace, Spencer vb. evrimcilerin, evrim görüşüyle ortaya çıkmaları bir tesadüf olamaz. İslâm düşünürlerinden bu fikir çalınmış mıdır bilinmez ama evrim teorisi XIX. Yüzyılda, esas itibarıyla İngiltere’deki felsefî, bilimsel, teolojik, politik, sosyolojik ortamdaki paradigmaların bir ürünü olmaktan başka bir şey değildir.
</summary>
<dc:date>2020-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Tâhiru’l-Mevlevî’nin “Gece Namazı” Adlı Makalesi ve Teheccüd Namazının Hükmüne Dair Görüşlerin Değerlendirilmesi</title>
<link href="http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15296" rel="alternate"/>
<author>
<name>Dokgöz, Derviş</name>
</author>
<id>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15296</id>
<updated>2024-06-03T07:37:35Z</updated>
<published>2020-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Tâhiru’l-Mevlevî’nin “Gece Namazı” Adlı Makalesi ve Teheccüd Namazının Hükmüne Dair Görüşlerin Değerlendirilmesi
Dokgöz, Derviş
Teheccüd, yani yatsı namazı kılındıktan sonra bir süre uyuyup, sonrasında tekrar kalkılarak gece namazı kılmak, İslam dininde teşvik edilen ibadetlerdendir. Fıkıh, hadis ve tefsir eserlerinde bu namazın önemi ve faziletine dair birçok bilgiler mevcuttur. Müslümanlar arasında, teheccüd namazının ümmet için nafile; Hz. Peygamber için ise vacib/farz olduğu yönünde genel bir kanaat mevcuttur. Bunun yanında teheccüd namazı birçok kaynakta Hz. Peygambere has vacib hükümler (hasâis) kapsamında zikredilmektedir. Ancak bu konuda yapılacak genel bir literatür taramasında, ulemânın büyük bir kısmının bu namazın hem ümmet hem de Hz. Peygamber için nafile/tatavvu‘ olduğu görüşünü dile getirdikleri görülecektir. Yine bu namazın hükmü hakkında, bunların dışında farklı görüşlerin de ileri sürüldüğünü görmekteyiz. Bu makalede teheccüd namazının hem ümmet ve hem de Hz. Peygamber için hükmü konusunda ortaya konan görüşler incelenecektir.
</summary>
<dc:date>2020-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>İnsanın Düşünce ve Davranışlarına Etkisi Bağlamında Peygamber Kıssalarının Değerlendirilmesi</title>
<link href="http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15295" rel="alternate"/>
<author>
<name>Önemli, Kadri</name>
</author>
<id>http://dspace.beu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/15295</id>
<updated>2024-06-03T07:14:43Z</updated>
<published>2020-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">İnsanın Düşünce ve Davranışlarına Etkisi Bağlamında Peygamber Kıssalarının Değerlendirilmesi
Önemli, Kadri
Bireysel ve toplumsal olarak bizleri ilgilendiren vazifeleri, İslam’ın ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerîm bize net bir şekilde izah etmektedir. Asıl vazifemizin neler olduğunu Kuran ayetleri belirtmektedir. Bu ayetlere uyan her Müslüman dünya ve ahiret saadetine kavuşur. Toplumla ilgili kuralların birçoğunu içeren Kur’an ayetleri aynı zamanda geçmiş peygamberlerin ve onların ümmetlerinin hayat hikâyelerini de konu edinmektedir. Bu kıssalardan istenen temel maksat, kişinin kendi hukukunu bilmesi ve başkasının hukukuna saygı göstermesi ve haddini aşmamasıdır.&#13;
İnsan aklı sayesinde diğer mahlûkata üstün bir konuma yükseltilmiştir. Bu konumu Yaratıcıya bağlılığı nispetindedir. Din, Allah’ın kullarından istemiş olduğu yaşam tarzıdır. Marziyât-ı Rahmâniye Peygamberler vasıtasıyla insanlığa tebliğ edildiği için Nübüvvet olgusu üzerine inşa edilmiş olup Allah’ı tanıma ve O’na iman etme gerçek manada onların önderliğinde mümkündür. Bütün peygamberlere gelen vahiy ve inzal olunan hak din, birdir. Allah’ın indinde din İslam’dır. İnsanların Allah’a yaklaşmaları ve vaat ettiği mutluluğa erişmenin yolu resullerin ve nebilerin talim ve tebliğ ettiği mesaj ile mümkündür. Bütün peygamberler insanları Allah tarafından nazil olan hak dine davet etmişlerdir. Hak din evvela Hz. Adem aleyhisselâm’a sonra diğer nebilere ve resullere nazil oldu. Allah’ın yeryüzüne koymuş olduğu “Sünnetullah” ve “Adetullah” kuralları gereği kademeli olarak tekemmül ederek en son şekliyle Hz. Muhammed (s.a.v)’e nazil olmuş, bütün insanlığa tebliğ etmek üzere gönderilmiş ve bunun için getirmiş olduğu hükümler en son hükümlerdir. Kendisi de en son peygamberdir.&#13;
Kur’ân-ı Kerim’de kıssalara genelde tüm insanlığa, özelde ise Müslanlara öğüt almaları için geniş yer verilmiştir. Özellikle konumuzu teşkil eden Peygamber kıssaları ise; Kur’ân’ın üçte birini meydana getirmekte ve insan hayatına yön veren ibret tabloları sunmaktadır. İnsan, hayatın nasıl yaşanacağını Allah-u Teâlâ’nın insanlığa son hitabı olan Kur’an’dan öğrenmiştir. Kıssalar vasıtası ile geçmiş toplumların yaşayışlarına, Peygamberlerin örnek hayatlarına ve öğretilerine, tarihte yaşanan an ile geleceğe ışık tutulmuştur. Kur’an’daki kıssalar vasıtası ile, insanın Allah ile ilişkilerinin nasıl olacağı açık bir dille beyan edilmiş, maddi ve manevi temel gereksinimlerinin de neler olduğu açıklanmıştır.&#13;
Kıssa aynı zamanda Kur’anî bir eğitim metododur, içinde nasihat, ibret, tebşir, inzar, iyiliği emr ve kötülükten men gibi çok manalar mündemiçtir. Bütün bunların gayesi insanın ahsenü’t-takvîm sırrına mazhar olması içindir. Kur’an kıssalarından güdülen temel hedef dalalet üzere olanları hidayete erdirmek, lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul olmaktan uzak kalmalarını sağlamaktır.
</summary>
<dc:date>2020-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
